Ozanlar, günümüz ifadesiyle şairler, aldıkları feyiz ile duygularını dile getirirler. şiirin özelliği ise, hakikatleri abartması ve hayalinden şekil vermesidir. Bu yönüyle şairlerin veya ozanların sözü “hüküm” ifade etmez. Çünkü hakikatı ölçüleriyle değil, olduğundan aşırı gösterir. Ancak, şeyhlerin sözlerine takviye eder, teyid hükmündedir.
tasavvufta hüküm, şeyhlerindir ve kendi meslekleriyle ilgili hükümleri onlar verir. çünkü hüküm verilebilmesi için, hadis ve kur’an ile çelişmemesi, kaynağını hadis ve kur’andan alması gerekir. Bu ise eğitim almış şeyhler ile olur. En doğru hüküm ise, o tasavvuf yolunun kurucusu olan şeyhin sözleridir. Mesela Hacı Bektaş-i Veli, Şeyh Safii gibi.
Mesela, Hacı Bektaş-ı Veli, makalat adlı eserinde söylediklerine delil olarak ya hadis, ya da Kur’an ayetini gösterir.
Alevilikte ozanların yeri ise daha önemlidir. Çünkü geçmişte alevilerin ekseri köylerde yaşadığı ve köylerde okuma/yazma seviyesi düşük olduğu için sözlü gelenek daha yaygındı. İlimden, hükümden daha çok deyişlerden aldığı feyiz ve dedenin, dervişin kerametine itibar edilirdi. O zamanki dedeler, şeyhinden aldığı ders ile ilim sahibi oldukları için hükümleri biliyordu. Bu yüzden halk ise dedelerin sözlerine uyardı.
Benzer yazi bulunamadi.
