Korktuğumuz herşeyden ALLAH’a sığınmalıyız. Biz aleviler iman etmişiz ki hayır ve şer ALLAH’tan gelir. şerrin ALLAH’ın izin vermesiyle insana gelmesinin sırrı O’na yönelmemizi istemesidir. ALLAH Korku hissini bu yüzden vermiştir zaten. Yoksa hayatımızı sıkıntılı yapalım diye değil. Aşağıda bu meseleyi güzel bir hikaye ile Hacı Bektaş hazretlerinin Besmele tefsiri kitabından anlayabiliriz:
Sonra Tanrı Te’ala “Ya Muhammed, Kıyamet gününde mü’minin üç büyük korkusu vardır. İlki mezardan başlarını kaldırdıklarında nasıl bir insan şeklinde olacaklar. Başlarını kaldırdıklarında, başka bir şekilde; kimi it, kimi domuz suretinde kalkabilir. İkinci korkuları şudur: amel defterleri kiminin arkasından, kiminin solundan, kiminin sağından iner diye korkudan nefesleri kesilir. Üçüncü korkuları, ayaklarını sırat’a bastıklarında yeryüzü parçalanırken duramamaktır. Onlar yıldırım şakıdığı gibi geçsinler, muratlarına erişsinler. ” dedi.
Tanrı Te’ala “Allah demek müminlerden, mezardan baş kaldırdıkları zaman yüzlerini aydan nurlu, güneşten daha parlak (etmek benden). Er-Rahman demek müminlerden, amel defterlerini sağ ellerine vermek benden. Er-Rahim demek müminlerden, Sırat köprüsünü kolay gösterip çabucak geçirmek benden.
Bismillahirrahmanirrahim demek müminlerden, bu üçtürlü korkudan emin kılmak benden , der.”
Sonra Tanrı Te’ala “Dünyada adettir ki bir kişinin çok fazla düşmanı olsa, ona gücü yetmese, o da gider büyük bir kişinin eteğini tutar. Düşmanından daha kuvvetli olmak için onun yanında haseki (hizmetli) olur, düşmanını kahreder.” Der.
Şimdi ey mü’minler, görünmeyen bir düşmanınız vardır. Adı Şeytani’r-racimdir. Er-rahmani’r-rahim’i oku ki, şeytani’r-racim’i kahreylesin, kovsun.
HİKAYE: Düşkün bir ihtiyarın sultanın evinin yanında bir çadırı varmış. Bir gün o çadıra ateş düşmüş. Zavallı ihtiyar “Eğer bu ateşi söndürmek için uğraşırsam başaramayabilirim. Değdirirsem göz göre göre çadırım yanar. Çarem sultana seslenmektir. Belki yardım eder, esirger” diye düşünmüş. Gecenin içinde ihtiyar bağırmaya başladı. “Ey padişah çadırıma ateş düştü. Senin mübarek komşuluğun varken benim çadırımın yanması reva değildir.”
O an (saat) padişah kullarına ateşi mutlaka söndürmelerini buyurdu. Söndürdüler. Sultan buyurdu. İhtiyara hil’at giydirdiler. Sultanın atına bindirdiler. Önünde ve arkasında “bu kişi bunaldığı zaman sultana seslendi, ondan yardım istedi” diye bağırdılar.
Padişahlar padişahının huzurunda müminin nefis çadırına şeytanın vesvese ateşi düşer. Eğer mü’min onu defetmeye çalışırsa başaramaz. İsabet ettirirse şeytan onu yakar, helak eder. (Bunun) çaresi Bismillahirrahmanirrahim diyerek o emsalsiz padişaha seslenmektir. Hak Te’ala kendi keremiyle şeytanı kör etsin, mü’minlerden uzaklaştırsın. Sonra kıyamet gününde sırtına yetmiş kat cennet elbisesi giydirsin, Burak’a bindirsin, başına taç koysun ve önünde arkasında melekler bağırsın “Bu kul bunaldığı zaman Bismillahirrahmanirrahim diyerek Tanrı’yı andı.
Benzer yazi bulunamadi.
