Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır: “Gerçekten bu Kur’an, insanları en doğru yola götürür.” (İsrâ Sûresi, 9)
Kur’an ALLAH kelamı olduğu için, ALLAH’In bu dünyayı yaratmasının amacı insanları doğru yola iletmek olduğu için, elbette doğru yolların hepsi Kur’an da vardır. Öyle olmasaydı, başka bir Kur’an gönderirdi.
Bir fende terakki etmek için, o fennin kanunlarına uymak bir zaruret olduğu gibi, hak ve hakikati bulmak için de, Kur’ân ve Sünnet’in düsturlarını rehber kabul etmek son derece gereklidir.
Evet, insan Cenâb-ı Hakk’ın zâtını, sıfatlarını ancak Kur’an’ın ve Sünnet’in irşadıyla bilebilir. Nereden gelip, nereye gittiğini, dünyadaki görevinin ne olduğunu, gideceği ahiret âleminin mahiyetini, hakikatini ancak bu iki vesile ile anlayabilir. Hangi fiil ve hareketlerin, hangi hâl ve tavırların Cenâb-ı Hakk’ın rızasını, hangilerinin de gazabını gerektireceğini; neyin hak, neyin batıl ve neyin hata, neyin doğru olduğunu yine Allah’ın Kitabından ve Onun sevgili Peygamberinden (asm.) öğrenecektir.
İki nokta ve bir örnekle mesele çözülür:
Birinci Nokta: Nasıl ki Kur’ân, bütün mu’cizeleriyle ve doğruluğuna delil olan bütün gerçekleriyle, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın bir mu’cizesidir. Öyle de, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm da, bütün mu’cizeleriyle ve peygamberlik delilleriyle ve ilimdeki mükemmellikleriyle, Kur’ân’ın bir mu’cizesidir ve Kur’ân Allah kelamı olduğunun kesin bir delilidir.
İkinci Nokta: Kur’ân, bu dünyada, öyle nurlu ve saadetli ve hakikatli bir şekilde bir sosyal hayatın iyiye doğru değişmesi ile beraber, insanların hem nefislerinde, hem kalblerinde, hem ruhlarında, hem akıllarında, hem kişisel hayatında ve kişisel gelişiminde ve hem sosyal ve iş hayatlarında, hem siyasi hayatlarında öyle bir inkılâp yapmış ve devam ettirmiş ve idare etmiş ki, on dört asır müddetinde, her dakikada, 6666 âyetleri tam hürmet göstererek, hiç olmazsa yüz milyondan fazla insanların dilleriyle okunuyor ve insanları terbiye ve nefislerini temizlemesi ve kalblerini arındırması ve saflaştırması, ruhlara genişlik ve yükselme ve akıllara istikamet ve nur ve hayata hayat ve saadet veriyor. Elbette böyle bir kitabın misli yoktur, harikadır, fevkalâdedir, mu’cizedir.
Mesela, Bilirsin ki, sigara gibi küçük bir âdeti, küçük bir kavimde, büyük bir hâkim, büyük bir gayretle, ancak daimî kaldırabilir. Halbuki, bak: Bu zat(asm), elinde Kur’an ile, büyük ve çok âdetleri, hem inatçı, tutucu, büyük kavimlerden, görünüşte küçük bir kuvvetle, küçük bir gayretle, az bir zamanda kaldırıp, yerlerine öyle güzel ve yüksek huyları ki dem ve damarlarına karışmış derecede sabit olarak yerleştirip ve sabit kılıyor. Bunun gibi daha pek çok harika icraatı yapıyor.
İşte, şu saadet asrı görmeyenlerin, gözlerine sokuyoruz. Haydi, yüzer filozofu alsınlar, oraya gitsinler, yüz sene çalışsınlar! O zâtın(asm) o zamana karşılık, bir senede yaptığının yüzden birisini acaba yapabilirler mi?
Benzer yazi bulunamadi.
